Metin Feyzioğlu
Benden Notlar

22.04.2020 - KRİZ SONRASI NELER YAPILMALI?

🖍Koronavirüsü sebebiyle pek çoğumuz ekonomik sıkıntıdayız.  Sevdiklerimiz hayatta kalsın, hayatta kalalım tekrar toparlarız inşallah.  Umudumuza sımsıkı sarılalım. Bu da geçer.

🖍Dünyanın yaşadığı en büyük ekonomik buhran olan 1929 buhranından bu yana yaşanacak en büyük krizin dünyayı sarsacağı söyleniyor. Hazır olmalıyız. 

📌Sağlık sektöründe çok güçlüyüz. İspatladık. Geliştirmeli ve sağlık turizminde dünya birincisi olmalıyız. 

📌İlaç, aşı ve serum üretimine başlamalıyız. 

📌Bir virüs enstitüsü kurup, dünyaya bilim ihracı etmeliyiz. 

📌Virüs salgını geçtikten sonra ülkeler nüfuslarını beslemekte çok zorlanacaklar. Biz potansiyel olarak şanslıyız. İleri teknoloji tarımla bunu  azami ölçüde değerlendirmeliyiz. 

📌Tarıma dayalı sanayiyi geliştirmeliyiz. 

 
✅Mustafa Kemal Atatürk’ün 1929 buhranında Türkiye’yi ekonomik yıkımdan kurtaran reçetesi bugün her zamankinden daha çok geçerli: Hammaddesi Türkiye‘de çıkan sanayi kurmak. İşte ondan tarıma dayalı sanayi diyorum. 

💯Celal Bayar’ın, Mustafa Kemal’in talimatıyla çıktığı doğu gezisinde ekonomi bakanı olarak hazırladığı “doğu raporu” tekrar okunmalı. Tek tek hangi ilde, hangi ilçede hangi fabrikanın kurulacağına kadar yazılmış geçerliliği bugün de devam eden bir rapor. 

 🧐 Bu arada pek çok kurum destek paketleri açıklıyor. Yetmediğini biliyorum. Ancak dünyanın en güçlü ekonomilerine sahip olan ülkeleri de sıkıntıda. 

🌻 Destek paketleri farklı farklı zamanlarda ilan edildikleri için bir kısmının yararlanma imkanı olan vatandaşlarımızca bilinmediğini gözlemledim. Bir katkı sunmak amacıyla arkadaşlarımızla birlikte bu paketleri toparlamaya çalıştık. İlişikte sunuyorum. 

🌻🌻Sağlıklı günler dilerim. Bu virüsün bize öğrettiği bu dileğin öylesine söylenmiş bir cümle olamayacağı. Yürekten diliyorum.

22.04.2020 - ONLINE SEYREDEBİLECEĞİNİZ OYUNLAR

ONLINE SEYREDEBİLECEĞİNİZ OYUNLAR


Ankara Devlet Tiyatrosu

Reis Bey

Leyla İle Mecnun

Osmancık

Bornova Şehir Tiyatrosu

Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü

İşgüzar Bir Tekerrür

Küheylan

Kral Lear 1 , 2

İstanbul Devlet Tiyatrosu

 Bir Nefes Dede Korkut

Eskişehir Şehir Tiyatroları

Bir Şehnaz Oyun

Gergedan

Keşanlı Ali Destanı 1 , 2

Ağır Roman

Van Devlet Tiyatrosu

Kahvede Şenlik Var

Nilüfer Kent Tiyatrosu

Şark Dişçisi-1 , 2

Romeo & Juliet

İki Efendinin Uşağı-1 , 2

Tersine Dünya

III. Reich'ın Korku Ve Sefaleti 1 , 2

Titanik Orkestrası

Cambazın Cenazesi

Kanlı Düğün

Çöl Oyunu

Trabzon Şehir Tiyatrosu

444

Kafes

Dokuz Canlı

Afyon Belediye Şehir Tiyatrosu

Bana Bir Şeyhler Oluyor

Haybeden Gerçeküstü

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz

Tiyatro Pangar

Kozalar

Dostlar Tiyatrosu

Marx'ın Dönüşü

Sivas'93

Levent Üzümcü

Anlatılan Senin Hikayendir

Haluk Bilginer

Şekspir Müzikali

Levent Kırca Tiyatrosu

Azınlık

Nejat Uygur Tiyatrosu

Zamsalak

Kadro Pa

Macbeth Mutfakta

Proje No2

Hizmetçiler

Mekan Artı

80'lerde Lubunya Olmak

Şiddet Üçlemesi 2 - Şeker

Üç kişi

İTÜ Müzikal Topluluğu

Sidikli Kasabası 1 , 2

Nazım Hikmet Kültür Merkezi

En Gerçek Masal - Ç.O

Galata Perform

Aksak İstanbul Hikayeleri

Tiyatro Ak'la Kara

Karımın Kocası

Patron Kim ?

Yargı

Kadın Aklı Erkek Aklı

Audition

Kelebekler Özgürdür

Tiyatro Oyunevi

 Tiyatro Öldü

Tiyatro Mundus

Beckett

Marat Sade

Akıl Defteri

Hareket Atölyesi

Ahhval

Ülke - Yolculuk - Hafıza

İnsan(Lık) Hali

Kül Kadın

Ruhiye

Fulya Peker

Dem

Veba

FMV Işık Müzikal Topluluğu

Lüküs Hayat 1 , 2 , 3

Hisseli Harikalar Kumpanyası 12

İstanbul Efendisi 1 , 2

Tosunpaşa 1 , 2

Enka Tiyatro Kulübü

Yedi Kocalı Hürmüz 1 , 2

İçimizden Bir Ekip

 Risus Sanat

Bonus

Küçük Kara Balık



 

11.02.2020 - ABD İDLİB'TE TÜRKİYE'Yİ TUZAĞA ÇEKEBİLİR

Kastamonu’dan dönüyoruz, Ilgaz Dağı Tüneli çıkışındayız. Burası Milli Mücadele’nin İstiklal Yolu mevkii. Şehitlerimize rahmet olsun.

Suriye’de gelişen durum...

Ordumuz güçlüdür.

Devletimizin gereğini yapacak askeri gücü vardır. Öte yandan kalıcı başarılar askeri güç ile desteklenmiş ekonomik, siyasal ve kültürel ilişkilerle sağlanır.

Türkiye,  bölgenin en güçlü ve büyük devletidir. Bu sebeple Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’a yönelik işgal stratejileriyle, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde PKK devletinin kurulması planlarıyla mücadele etmek zorundadır.

Büyüklük pek çok alanda ve cephede mücadeleyi gerektirir. Bunların hepsinde birden ise silahlı mücadele yapılamaz.

Bu noktada ABD’nin bizi Suriye üzerinden Rusya ile silahlı çatışmaya sokma provokasyonlarına karşı son derece temkinli olmak zorundayız. Rusya da gerginliğin tırmanmasının kendisine zarar vereceğini görmeli. Türkiye ile Suriye’nin doğrudan görüşmelere başlaması için ortamı hazırlayıcı adımları atmalı.

Devletlerin dostları ya da düşmanları olmaz, milli menfaatleri olur. Türkiye ile Suriye’nin milli menfaati, Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması hususunda örtüşmektedir. İki devlet arasında çıkacak sıcak bir savaş, sınırlarımızın dibinde PKK devleti kurmak isteyen emperyalist güçlere yarayacaktır.

06.01.2020 - OKUMADAN VE DİNLEMEDEN ÖNCE

BU KONUŞMA, KANAL İSTANBUL'U SADECE VE SADECE MONTRÖ AÇISINDAN ELE ALMAKTADIR. ÇEVRESEL ETKİ AÇISINDAN DEĞİL. EKONOMİK AÇIDAN DEĞİL. AMACI, HERKESİ ( İKTİDAR, MUHALEFET, VATANDAŞLARIMIZ) MİLLİ GÖZLÜKLERLE DÜŞÜNMEYE SEVK ETMEKTİR.

TÜRK BOĞAZLARI:
Çanakkale Boğazı- Marmara Denizi- İstanbul Boğazı

RUSYA İÇİN YAŞAMSAL ÖNEM TAŞIYOR…
• Rus enerji sevkiyatı
• Askeri güvenlik
• Rus anavatanının savunulması
• Dünyada ve Orta doğuda söz sahibi olması
Çarpıcı tespit: Boğazlar rejimi, Rusya için Suriye’den daha önemli

KISA TARİHÇE:
• 1453 mutlak Osmanlı hakimiyeti
• Kapitülasyonlarla ticaret gemilerine serbesti
• Savaş gemilerine yasak
• 1744: Küçük Kaynarca Anlaşması savaş gemilerine kısmi serbesti
• 1829: tüm yabancı ticaret gemilerine serbesti

Birinci Dünya Savaşı: Efsanevi Çanakkale deniz savaşları ve Gelibolu savunması: ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI YENİLGİSİ: Galip devletlerin yaptığı ilk iş boğazları Türk egemenliğinden almak. Çanakkale’nin iki yakasında Fransız ve İngiliz bayrakları.

LOZAN: 24 Temmuz 1923
İmza tarihinde İstanbul, Trakya ve Boğazlar hala işgal altında. Lozan’da kabul edilen rejim, Uluslararası Boğazlar Komisyonu.
• Silahsızlandırma.
• Türkiye’nin Türk boğazları üzerinde yetkisi sınırlı.
• Yabancı asker de çekiliyor.

MONTRÖ ANLAŞMASI 1936
ARKA PLAN: İkinci dünya savaşı yaklaşıyor.
Almanlar Avrupa’yı işgale hazırlanıyor.
Rusya, olası hedef.
Rusya ne tarafta yer alacak, Almanya’nın mı, İngiltere’nin mi?
Boğazlar savaşın kaderini değiştirebilir.
Kim korumalı?
En güvenilir devlet Türkiye.
Çünkü:
• Çanakkale de ispatladı.
• Yurtta barış, dünyada barış dedi ve uyguladı.
• Tüm komşuları ile dost.
• Çağdaş ve saygın.

Türkiye’nin ısrarlı girişimi, etkin ve aktif diplomasisi sonucu: Montrö anlaşması imzalandı.

NETİCE:
• Uluslararası Boğazlar Komisyonu lağvedildi.
• Boğazların iki yakasının mutlak egemenliği Türkiye’ye geçti.
• Askersizleştirme uygulaması bitti.
• Türk askeri, boğazlara yerleşti.
• Geçiş rejiminin kontrolü Türkiye’ye verildi.

MONTRÖ ANLAŞMASININ HASSAS DENGESİ:
• Rusya’nın (o zamanki SSCB’nin) ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin güvenliğini gözetmek.
• Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin savaş gemilerine sınırlama getirmek.
• Rusya’nın sıcak denizlere inişinde çeşitli kontrol mekanizmalarını öngörmek.
• Ticaret yollarını açık tutmak.
• Ticaret gemilerine serbesti, savaş gemilerine kısıtlama.

MONTRÖ’YE GÖRE TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ:
Türkiye savaşta ise veya kendisini savaş tehlikesi altında hissederse boğazları tamamen kapayabilir.

KARADENİZ ÜLKELERİ NASIL KORUNUYOR?
• Üçüncü ülkelerin savaş gemilerine toplam ağırlık sınırı var.
• Toplam kalış süresi sınırı var.
• Önceden bildirme zorunluluğu var.
• Uçak gemisi geçişi yasağı var.

KARADENİZ ÜLKELERİNE SINIRLAR:
Denizaltı gemisi geçişi yasağı var.
Önceden geçişi bildirme zorunluluğu var.

HAYATİ BİLGİ:
1. Türk Boğazları uluslararası su yoludur.
2. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi uluslararası su yollarında geçiş serbestisi getirir.
3. Montrö bunun istisnasıdır.
4. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi bu istisnayı tanımıştır.

Montrö’ye göre “tam geçiş” kavramı:
Bir geminin; Çanakkale’den Marmara Denizi’nden ve İstanbul Boğazı”ndan geçmesi demektir.
Tam geçiş yapan gemiler Montrö’ye tâbîdir.
Çanakkale boğazından İstanbul’a veya İstanbul boğazından İstanbul’a gelip geri dönen bir gemi Montrö’ye tabî değildir.

ÖNEMLİ BİLGİ:

İnsan yapımı boğazlar rejimi farklıdır.
Uluslararası anlaşma yoksa ve iki sahil aynı ülkeye aitse ulusal kanal statüsü vardır.
Her türlü yetki, o devlete aittir.

HAYATİ BİLGİ:
1. Montrö sözleşmesinin tarafları, daha sonra esaslı değişiklik olduğu gerekçesiyle sözleşmede değişiklik talebinde bulunabilirler.
Nitekim İkinci Dünya savaşı sonrasında, Sovyetler devlet başkanı Stalin talep etmiştir. Boğazlarda egemenlik istemiştir. Almanya’nın yenilmesi ve Sovyetlerin yeni tehdit haline gelmesi sebebiyle batı ülkeleri talebi desteklememiştir.
2. Soğuk savaş sonrasında, Karadeniz ülkelerinin çoğunluğu batı bloğuna geçmiştir. AB üyesi olanlar ve NATO üyesi olanlar vardır. Şartlar yine değişmiştir. Ancak Montrö’ye dokunulması büyük sorunlar yaratacağı için Rusya da batı bloğu da değişiklik talebinde bulunmamaktadır.

KANAL İSTANBUL’UN OLASI ETKİSİ:
• Montrö imzalandığında var olmayan bir su yoludur.
• Coğrafi şartları tamamen değiştirecektir.
• Esaslı değişiklik kapsamına girecektir.
• Montrö’nün tarafları değişiklik talep ederlerse, haklı dayanak sahibi olacaklardır.

HAYATİ BİLGİ:
• Montrö sadece Türkiye’ye egemenlik hakkı vermiyor.
• Rusya açısından savaş sebebi olabilecek bir su yolunda ABD ve Rusya çekişmesinde, Türkiye’nin uluslararası hukuk kalkanına sahip olmasını sağlıyor.
Örnek: Rusya Gürcistan’a saldırdığında ABD uçak gemisi geçirmek istedi. Türkiye, Montrö’ye dayanarak olmaz dedi. Haklı mıydı? Evet!
Kanal İstanbul gerçekleşir ise:
ABD’nin Karadeniz’e Montrö sınırlarına tabi olmaksızın savaş gemisi geçirme ve yığınak yapma taleplerine karşı Türkiye’nin kalkan olarak kullanabileceği bir uluslararası sözleşme olmayacak.
Bunun sonucu nedir?
Türkiye, ABD’ye izin verirse Rusya bunu savaş sebebi yapabilir.
İzin vermezse, ABD ile yeni bir çatışma alanı çıkar.
Ayrıca:
Rusya bu durumu gerekçe göstererek Montrö’nün değişmesini talep edebilir. Hatta çekilebilir.

Soru:
Kanal İstanbul’u yaparsak;
Ne elde ederiz?
Neyi riske atarız?

Çözüm: Kanal İstanbul yapılacak ise Montrö sözleşmesinin tarafları ile uluslararası mutabakat içinde süreç işletilmelidir.
Konunun uzmanları işe dahil edilmelidir. Bu konuda Almanya’da tez yazmış Dr. Kurtuluş Yücel ile yakından çalışmalıdır.
 

27.12.2019 - ANKARA RUHUYLA

“Varolsun taşın, toprağın Ankara”

Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrıldı. Devletin merkezi İstanbul’du. Vatan, Sevr Antlaşması uyarınca işgal altındaydı. Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. 12 Haziran 1919’da Amasya’ya gitti. 23 Temmuz 1919’da Erzurum, 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi’ni topladı. Sivas’tan tüm şehirlere telgraf göndererek, halktan kendilerine bir temsilci seçmesini istedi. Ancak temsilcilerin toplanması için bir yer gerekliydi. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın en iyi Ankara’dan yönetileceğini düşündü ve 27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarından Ankara’ya geldi. Böylece Ankara milli mücadelenin merkezi oldu. Tam 100 yıl geçti.

27.12.2019 - SÖZCÜ GAZETESİ HAKKINDA

Sözcü Gazetesinin bazı yazarları hakkında çeşitli mahkûmiyet kararları verildiğini öğrendim. Kararların gerekçelerini bilmiyorum. Gerekçeli karar yayınlandığında ayrıntılı bir incelemeyi kamuoyu ile paylaşacağım. Ancak duruşmanın sonunda Cumhuriyet Savcılığının dosyaya sunduğu esas hakkındaki mütalaayı okumuş idim. Kanaatimce mahkumiyete yeter delil yoktu. İddialar somut değil, soyuttu. Soruşturma sürecinde tutuklanmış olan Gökmen Ulu'nun hakkında verilmiş olan tutuklama kararı ise gerekçesi itibariyle hem hukuka aykırıydı hem de FETÖ ile mücadeleyi sulandıracak ölçüde dayanaktan yoksundu.

Yargı Reformu Strateji Belgesi çerçevesinde çıkan ilk pakette bu suçlarla ilgili verilen cezalar temyiz sınırının altında kalsa bile istinaftan sonra temyiz yolu açılmıştır. Bunun sebebi ilk derecede sıklıkla görülmeye başlanan yanlışların istinafta giderilmezlerse temyizde Yargıtay tarafından giderilmelerinin sağlanmalarıdır. Dolayısıyla paketin kanunlaşması genelde tüm gazeteciler özelde de bu somut olay açısından Sözcü Gazetesinin yazarları yönünden büyük önem arz etmektedir.

Mahkûmiyet hükümlerinin istinaf ve temyiz denetimlerinden geçtikten sonra olması muhtemel hukuka aykırılıkların giderileceğini düşünüyoruz. Yargı süreci devam etmektedir. Tarafımızdan da konu yakından takip edilecektir.

Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu

Türkiye Barolar Birliği Başkanı

10.12.2019 - ARABULUCULUK SINAVINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİM


🔴 Geride sınava çok çalışmış ama kota yüzünden küçük puan farkları sebebiyle başarısız sayılan 20 küsur bin kırgın hukukçu bıraktı.

🔴 Çoğunluk 80-90 bandına sıkıştı. Sınavdan 80 alan mesela 10 yıllık bir avukatın iyi bir arabulucu olamayacağını kim söyleyebilir?

🔴 Amaç kalite olmalı. Barajı geçen herkes hak kazanmalı. Kişisel görüşüm kota sisteminin doğru olmadığı.

🔴 Sınava girip de başarılı sayılanların isimleri verilmeden (kişisel veriye girer çünkü) meslek / iş gruplarına göre dağılımı liste halinde verilmeli. Mesela kaç avukat, kaç hakim, kaç yüksek hakim, kaç bürokrat başarılı olmuş. Bence yarışmanın bu kadar zorlu olduğu bir sınavda yeterince tekrar yapmaya vakti olmayanlar ilk beş bine girecek şekilde 91 ve üstü puan almamışlar ve ilk 5000'e girmemişlerdir.

🔴 40, 50 yaşındaki bir insanın çoktan seçmeli ve cevap şıklarının birbirine çok yakın olduğu bir sınavda 20'li 30'lu yaşlardaki bir kişiye göre şansı biraz daha az olur diye bir tahmin yürütüyorum.

🔴 Sınav sorularının açıklanması gerektiği kanaatindeyim. Daha önce yapılan yazılı sınavlar baraj sınavı idi. Bu ise bir yarışma sınavı. Bir soruyu doğru veya yanlış cevaplamak önemli. O bir sorunun yanlış yazılmış / formüle edilmiş olması sonucu etkiler. Bu sebeple sorular açıklanmalı diye düşünüyorum.

25.01.2018 - AFRİN ALINDIKTAN SONRA NE YAPILACAK, KİME BIRAKILACAKTIR?

Keşke o 170 aydın “savaşa hayır” mektubunu, TBMM’ye değil PKK’ya gönderselerdi.

Türkiye Cumhuriyeti terör örgütlerinin saldırısı altındadır. Meşru savunma halindedir. Bu savaş değil, askeri harekattır. Savaş, iki karşılaştırılabilir güç arasında olur. Türkiye ile terör örgütünü karşılaştırmak olmaz.

Teröristler Afrin’den Türkiye’ye çok sayıda roket atmışlardır. Yaralılarımız vardır. Son roketi de ibadet esnasında Kilis’te camiye atmışlardır hainler. 

Türkiye Cumhuriyeti bu teröristleri pişman edecektir. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Dualarımız kahraman askerlerimizledir.

Türkiye Afrin’den zaferle çıkacaktır. Bu sebeple; Afrin’deki sivillerin çok iyi korunması lazımdır. Onlar bizim kardeşlerimizdir. Operasyonun adı zeytin dalıdır. Bu harekatın Türkiye’nin halka uzattığı bir dost eli olması için, sivil halk ve terörist ayrımı çok iyi yapılmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu titizliği gösterdiğine inanıyorum. Bu sebeple olsa gerek, toplama savaşçılardan oluşan ÖSO değil, kahraman ordumuz gövdesiyle ilerlemektedir.

Harekatın Türkiye Cumhuriyeti’nin zaferiyle sonuçlanmasını diledikten sonra, kendine vatansever ve milliyetçi diyen herkesin şu soruyu sorması gereklidir:

Harekatın politik hedefi nedir? Afrin alındıktan sonra ne yapılacak, kime bırakılacaktır? 

Bu harekat;

Afrin alınıp İdlib’te sıkışan radikallere güvenli bir bölge olsun diye yapılmamalıdır.

Girelim, alalım, çıkalım, içeride miting üzerine miting yapalım, sonra ne olursa olsun, YPG isterse geri gelsin diye yapılmamalıdır.

Suriye hükümeti ile ilişkimizi düzeltmek ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumasına destek olmak tek amaç olmalıdır.

Bu noktada siyasi iktidara şu soruları sormadan geçemeyeceğim:

NE İŞİNİZ VARDI ORTADOĞU’NUN KAOSUNDA?

SİZİ 8 YIL ÖNCE HER KANALDAN UYARDIĞIMDA NEDEN DÜŞÜNMEDİNİZ?

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NİN TÜRKİYE’DEKİ REKLAM SLOGANI OLAN “YENİ OSMANLICILIK”IN TÜRKİYE’Yİ NE BÜYÜK BELALARIN İÇİNE SOKTUĞUNU BARİ ŞİMDİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

SURİYE’DEKİ İÇ SAVAŞA BENZİN DÖKMEMİŞ OLSAYDINIZ BUGÜN SURİYE SINIRIMIZDA PKK YOKTU. 4 MİLYON SURİYELİ DE GELMEMİŞTİ.

Bence her gün tekrar yapın:

YURTTA BARIŞ

DÜNYADA BARIŞ...

03.01.2018 - İRAN’DA NELER OLUYOR? NEDEN OLUYOR?

İRAN’DA NELER OLUYOR?

NEDEN OLUYOR?

 

İran’daki protestolar 2009’da yaşanan ve Yeşil Hareketi olarak bilinen olaylardan farklılık gösteriyor. Olanları doğru analiz edersek, Türkiye ve bölgemiz açısından doğru dersler çıkarabiliriz.

2009’daki yaygın protestolar hak ve özgürlük talepleri ağırlıklıydı. Hareketin bir lideri vardı. Bu lider Musavi’ydi. Bugün kendisi ev hapsinde. Bugünkü halk hareketi ise, ekonomik sıkıntılar kaynaklı başladı. Özgürlük talepleri peşine eklendi. Hareketin bir lideri veya koordine eden bir merkezi yok.

Ne olup ne bittiğini değerlendirebilmemiz için İran’daki rejim ve hükümet yapısı hakkında bazı temel bilgilere sahip olmamız gerekiyor. İran’da ikili bir yapı söz konusu:

-Velayet-i Fakih Kurumu

-Cumhurbaşkanı ve Hükümet

Bir de İran Parlamentosu var.

 

***

Velayet-i Fakih Kurumu tamamen din esaslı ve Şii mezhebi odaklı bir yapı. Asıl gücü elinde tutuyor. Halkın, bu Kurumun oluşumuna ilişkin hiçbir yetkisi yok. Başka bir anlatımla, mensupları halkın seçimiyle gelmiyor.

Cumhurbaşkanı Velayet-i Fakih’in izin verdiği adaylar arasından halkoyuyla seçiliyor. Hükümeti, Cumhurbaşkanı belirliyor.

Parlamentodaki milletvekilleri de genel seçimlerle belirleniyor.

Velayet-i Fakih Kurumu’nun altında üç yapı bulunmakta.

-Uzmanlar Konseyi olarak da bilinen Şura,

-Ayetullahlar,

-Şura tarafından atanan Anayasayı Koruma Kurulu.

Velayeti-i Fakih Kurumu; Şii inancına göre, imam mehdi gelinceye kadar devletin ve ümmetin yönetiminde en üst söz sahibi. Bir Ayetullah, yani rehber olan Ali Hamaney bu Kurumun başındaki dini lider. Dini liderin hiçbir siyasi sorumluluğu bulunmuyor. Ancak ordu, yargı, güvenlik ve ekonomi başta olmak üzere sistemin her noktasını kontrol etme yetkisine sahip. Anayasayı Koruma Kurulu’nun 12 üyesinden 6’sını doğrudan doğruya dini lider atıyor. 

İran’da Ayetullahların bankaları, havayolları, taşımacılık şirketleri var. Devrim Muhafızları Ordusu onlara bağlı. Ayrıca “Besic” adı verilen bir milis ordusuna sahipler. Besic, her mahallede seçilen devlet tarafından kendilerine silah ve kimlik verilen, mahallede düzeni bildikleri gibi ve güç kullanarak sağlayan sivil kişiler. Talimatları, Velayeti-i Fakih’in temsilcisi baş rehber sıfatlı Hamaney’den alıyorlar.

Velayet-i Fakih’in altında yer alan Şura ise, İran Parlamentosu’nun kararlarını iptal etme yetkisine sahip. 

Dolayısıyla İran, bir demokrasi değil. Halkın seçtiği ve genellikle reformculardan olan Cumhurbaşkanı ve Meclis’in yetkileri sınırlı. Dini liderin ve onun temsilciliğini yaptığı Velayet-i Fakih Kurumu’nun halk tarafından denetlenmesi söz konusu bile değil. Bu sebeple kamu yönetiminde şeffaflık yok. Şeffaflık olmadığı için kamusal işlemlerin halktan gizlenmesi, benzer işlemlerle karşılaştırma yapılmasının önlenmesi mümkün. Kısacası; halkın, gerçek bilgiye ulaşma imkanları son derece kısıtlı.

 

***

Bugün yaşanan yaygın protestolara 28 Aralık Hareketi denilmekte. Hareketin ilk dikkat çeken özelliği, İran’ın geleneksel olarak halk hareketlerinin başladığı Huzistan, Kürdistan ve Belucistan eyaletlerinden çıkmamış olması. Bildiğimiz kadarıyla bu eyaletler henüz harekete katılmış değil.

28 Aralık Hareketi, alışılmadık bir şekilde, mollaların çok güçlü olduğu Meşhed’te başladı. Meşhed, Kum ve İsfahan gibi çok önemli bir dini merkez. Halk, ekonomik sıkıntılardan bunaldığını ve çözüm istediğini haykırmaya başladı. İlginçtir, hareketin çıkışı, çıkış yerine bağlı olarak reformcu Cumhurbaşkanı Ruhani’ye karşı gibi göründü. Ruhani’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde en önemli rakibinin kayınpederinin, Meşhed’te çok önemli bir imam olmasının bunda etkisi olduğunu tahmin edebiliriz.

Hareket; Meşhed’ten Tahran’a doğru ilerledikçe, 2009 Yeşil Hareketi’nin dinamikleri de harekete geçti. Yeşil Hareketçiler, 28 Aralık Hareketi’ni başlatanların ekonomik içerikli taleplerini benimsemiş durumdalar. Aynı husus, 28 Aralıkçılar için ne kadar söylenebilir, bilmiyoruz. Ancak bu aşamada birbirinden farklı sebeplerle sahaya inen gruplar birbirleriyle karşı karşıya gelmedi. Tam aksine, tüm hareket şimdilik kaydıyla karma bir görünüm aldı.

Bir diğer anlatımla, reformcu Cumhurbaşkanı Ruhani’ye karşı, dini lider Hamaney’in doğal tabanının başlattığı harekete, Ruhani’nin tabanı da katıldı. Böylece Ruhani de hareketin tek hedefi olmaktan çıktı.

 

***

28 Aralık Hareketi’nin ekonomik sıkıntılar üst başlığında toplayabileceğimiz çıkış sebeplerine kısaca göz atalım:

İran’da kamu idaresinde şeffaflık ve denetim yok. Buna bağlı olarak yolsuzluklar almış başını yürümüş durumda. Halkın refah seviyesini ciddi şekilde etkiliyor. Türkiye’yi soyup soğana çevirdiği anlaşılan altın tüccarı Zarrab’ın İran’daki ortağı Babek Zencani’nin İran mahkemesinde verdiği ifadeden basına yansıyan birkaç bilgi dahi yolsuzluğun boyutları hakkında bir fikir veriyor. Örneğin; Zencani’nin mahkemedeki ifadesinde, İran’a ait 8.5 milyar ABD dolarını Türkiye’de rüşvet olarak dağıttıklarını söylediği satırbaşları halinde yabancı basında iddia ediliyor.

Halk elbette bu dava sebebiyle sokaklara çıkmış değil. Hayat pahalılığı giderek tahammül sınırlarını aşmış durumda. Örneğin, gıda fiyatları aşırı yüksek. Petrol üreticisi İran’da benzin, halkın alışmış olduğunun üzerinde zamlanıyor. Demek ki kamu kaynakları; şeffaflık, denetim ve hesap verme olmazsa halkın refahı için harcanmıyor. Bu da halka pahalılık olarak fatura ediliyor.

 

***

İran ekonomisinin bunalmasının çok önemli bir sebebi de İran’ın resmi silahlı kuvvetleri dışında çok sayıda orduyu ve milis gücünü de finanse etmesi.

Bunlar;

-İran’da doğrudan mollalara bağlı olan Devrim Muhafızları ile Devrim Muhafızları’nın özellikle yurtdışında silahlı operasyonlar yapan elit kolu Kudüs Gücü ve mahallelerde rejimin zor kullanma gücünü sivillere dayatan Besic adlı sivil milis gücü,

-Irak’ta savaşan Haşdi Şabi,

-Yemen’de, Suudi Arabistan destekli rejime karşı savaşan Husiler,

-Suriye’de Esad’ın ordusuna destek veren İranlı gönüllüler ordusu,

-Lübnan’da Hizbullah.

Doğal olarak bu kadar silahlı güç ve operasyon, İran ekonomisini zorluyor.

 

***

Muhtemeldir ki Ruhani, bu krizden bazı sonuçlar elde etmeyi umuyor, planlıyor. Kendi söylemese bile başkaları şunları söylüyor: “Seçilmiş Cumhurbaşkanı hukuken ve siyaseten sorumludur. Yani, denetlenmeye ve hesap vermeye açıktır. Ellerinde çok büyük bir ekonomik güç tutan mollalar ise, hem seçilmemişlerdir hem denetlenemezler, hesap da vermezler”. “Birleşmiş Milletler ambargosunun büyük ölçüde yumuşatılmış olmasına rağmen vatandaşların ekonomik sıkıntıların artmasının sebebi, mutlak dokunulmazlığa sahip olan mollalardır”. “Ayrıca; Devrim Muhafızları, sivil milis gücü olan Besic ve yurtdışındaki silahlı yapılar doğrudan molalara bağlıdır. Molla rejiminin yayılmacı politikaları halkı fakirleştirmektedir”.

 

***

Tahmin edileceği üzere; dini lider Hamaney, ABD ve İsrail başta olmak üzere dış güçleri sorumlu tutuyor. Ruhani de olanlardan dış güçleri sorumlu tutarak mollaların genel söylemine aykırı düşmemeye çalışıyor.

 

***

ABD Başkanı Trump’ın İran’daki 28 Aralık Hareketini destekleyen açıklamaları, molla rejimine bilinçli veya bilinçsizce atılmış bir can simididir.  

İran halkı, Trump’ın bu çıkışları nedeniyle, ekonomik taleplerle birleşmiş özgürlük isteklerini ABD ve İsrail’in sergilediği bir isyan hareketi olarak algılayabilir. Bu durum, molla rejiminin güçlenmesine ve hareketin arkasında olmasalar bile reformcuların ağır bir darbe almasına neden olabilir.

Anlaşılan o ki, mollaların tabanıyla reformcuların tabanının şimdilik kaydıyla birleşerek yürüyen 28 Aralık Hareketi, mollalar ve reformcuların üst yapılarının birbirlerini suçlamalarına gerekçe oluşturacaktır.

ABD Başkanı Trump’ın İran’daki bu harekete yönelik sözleri bilinçli olmayabilir. Ancak; bu müdahale sebebiyle mollalar reformcuları ezer ise, ABD, İran’a karşı güç kullanmak dâhil olmak üzere sertleşmenin meşru bir zemine oturduğunu iddia edebilecektir. Bu iddiasının etrafında belirli bir koalisyonu da oluşturacağı tahmin edilebilir. Buna bağlı olarak, İran halkının ve bölgemizin daha büyük sıkıntılarla karşılaşması beklenebilir.

 

***

İran’ın yapması gereken, bölgeyi şekillendirmek isteyen küresel güçlere kullanabilecekleri malzeme vermemektir. Bu çerçevede; İran, halkın taleplerine cevap vermeli ve demokratikleşmelidir. Yargısını bağımsız, tarafsız ve güvenilir kılmalıdır. Şeffaf, denetlenebilir ve hesap verir bir kamu yönetimi anlayışını hâkim kılmalıdır. Fakir halktan sağlanan kamu kaynakları, rüşvetçilere değil, halkın refahına harcanmalıdır.

 

KISSADAN HİSSE…

Tarih, tarih bilmeyenler yüzünden tekerrür eder.

Dünyanın başka bir ülkesinde olan olaylardan ders almayı bilenler, aynı sıkıntıları yaşamazlar.

Akıllı yöneticiler, ülkelerini hamasetle değil, aklın ve bilimin yol göstericiliğinde, tarafsız ve bağımsız adalet mekanizmalarını kurarak yönetirler. Böyle yöneticiler, tarihe lider olarak geçerler.


Son Tweetler
Facebook
Hiç dinlenmemek üzere yola çıkanlar, asla ve asla yorulmazlar.
Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını itiyat haline getiren milletler; önce haysiyetlerini, sonra istikballerini daha sonra da hürriyetlerini yitirmeye mahkumdurlar.